DUYURULAR
Tarım Bülteni

Cumhuriyet’in yurttaşlık ve dayanışma ruhunu gündelik hayatta yaşatması: İmece

7 dk okuma
2 görüntüleme
Paylaş:
Cumhuriyet’in yurttaşlık ve dayanışma ruhunu gündelik hayatta yaşatması: İmece

İMECE: BİR MİLLETİN KENDİ ELLERİNDE YÜKSELMESİ

Bazı kelimeler vardır, duyduğunuzda yalnızca anlamını hatırlamazsınız. Bir görüntü canlanır gözünüzde, bir ses duyarsınız, bir koku hissedersiniz. İmece benim için böyle bir kelime.

İmece denildiğinde burnuma harç, kireç ve yağlı boya kokusu geliyor. Anadolu’nun bir köyünde, sabahın erken saatlerinde bir araya gelmiş insanları görüyorum. Kiminin elinde kürek, kiminin elinde mala, kiminin elinde boya fırçası var. Birileri okulun duvarlarını boyuyor, birileri çatısını onarıyor, gençler malzeme taşıyor. Kadınlar yemek hazırlıyor, yaşlılar tecrübeleriyle yol gösteriyor. Herkesin yaptığı iş farklı ama niyeti aynı: Yaşadıkları yeri güzelleştirmek.

Kimse kimin ne kadar çalıştığını hesaplamıyor. Kimse diğerinden bir karşılık beklemiyor. Çünkü yapılan okul yalnızca çocukların değil, bütün köyün okulu. Yapılan yol yalnızca bir evin önünden geçmiyor, bütün köyün hayatını kolaylaştırıyor. Onarılan çeşmeden yalnızca bir aile değil, herkes faydalanıyor.

İşte imece budur. Birlikte yaşadığın yere sahip çıkmak, onun eksiklerini birlikte gidermek ve ortaya çıkan eserde kendi emeğini görebilmektir.

Bana kalırsa imece, Anadolu insanının en güzel toplumsal değerlerinden biridir. Çünkü bu gelenekte insan yalnızca kendisi için yaşamaz. Komşusunun ihtiyacını da kendi ihtiyacı gibi görür. Birinin evi yapılacaksa herkes elinden geleni yapar. Hasat zamanı gelmişse komşular birbirinin tarlasına koşar. Köyün okulunda bir eksik varsa o eksiklik herkesin meselesi olur.

Burada asıl önemli olan yapılan işin büyüklüğü değildir. Önemli olan, insanların ortak bir amaç için bir araya gelebilmesidir.

Cumhuriyet’i düşündüğümde de imeceyle arasında böyle bir bağ kuruyorum.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, bu topraklarda yaşayan insanlara yalnızca yeni bir devlet düzeni kazandırmadı. Aynı zamanda yurttaş olmanın, eğitim almanın, üretmenin ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olmanın kapılarını açtı. Cumhuriyet’in hedeflerinden biri, köylüsüyle, kentlisiyle, kadınıyla, erkeğiyle bütün milletin çağdaşlaşma ve kalkınma sürecine katılmasıydı.

Bu büyük dönüşümün köylere ulaşması özellikle önemliydi. Çünkü Türkiye’nin büyük bölümü köylerde yaşıyordu. Köylerin okula, öğretmene, sağlık hizmetlerine, yollara ve üretim imkânlarına ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaçların karşılanması için devletin yatırımları kadar halkın katılımı ve dayanışması da değer taşıyordu.

Köy Enstitülerini düşündüğümde bu anlayışın izlerini görüyorum. Eğitim yalnızca sınıfta oturup kitap okumak değildi. Üretmek, çalışmak, inşa etmek ve yaşadığı çevreyi geliştirmek de eğitimin bir parçasıydı. Öğrenciler, bilginin emekle birleştiğinde anlam kazandığını yaşayarak öğreniyordu.

Bana göre bu anlayışın imeceyle kesiştiği çok önemli bir nokta var: İnsan, yaşadığı toplumun yalnızca bir parçası değil, aynı zamanda onun gelişmesinde sorumluluk taşıyan bir bireydir.

Cumhuriyet’in değerlerini yaşatmak da biraz böyle bir şey değil midir?

Cumhuriyet’i yalnızca bayramlarda hatırlamak, Atatürk’ü yalnızca fotoğraflarda görmek veya geçmişte kazanılmış başarıları anmak yeterli midir? Onun bize kazandırdığı ortak sorumluluk duygusunu bugünün hayatına taşımak gerekmez mi?

Bugün bir mahallede yaşayan insanlar bir araya gelip çocukların oynayabileceği bir alanı güzelleştirebilir. Bir okulun bahçesini düzenleyebilir, kütüphane oluşturabilir, yaşlı bir komşusunun evini onarmasına yardımcı olabilir. Köydeki bir çeşmenin bakımına katkıda bulunabilir, ihtiyaç sahibi bir ailenin eksiklerini giderebilir.

Elbette devletin ve belediyelerin görevlerini vatandaşların üzerine bırakmaktan söz etmiyorum. Tam tersine, kamu kurumlarının sorumluluklarını yerine getirmesini beklerken toplumun da dayanışma kültürünü kaybetmemesinden söz ediyorum.

Çünkü bir mahalle yalnızca içinde evler bulunan bir yer değildir. Orası insanların ortak yaşam alanıdır. Bir köy yalnızca sınırları çizilmiş bir yerleşim değildir. Orası insanların hatıralarının, emeklerinin ve ortak geçmişlerinin bir parçasıdır.

Bir insanın yaşadığı yere sahip çıkması, aslında kendi hayatına ve geleceğine sahip çıkmasıdır.

Bugün ne yazık ki aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadığı, aynı sokakta oturanların birbirine yabancılaştığı bir hayatın içindeyiz. Herkes kendi kapısını kapatıp kendi dünyasına çekiliyor. Ortak alanlarımızın, sokaklarımızın, parklarımızın ve mahallelerimizin sorumluluğunu çoğu zaman yalnızca başkalarına bırakıyoruz.

Oysa imece bize başka bir yaşam biçimini hatırlatıyor.

Birlikte çalışmayı, paylaşmayı, üretmeyi ve birbirimizin yükünü hafifletmeyi…

Bir okulun duvarını birlikte boyayan insanlar, yalnızca bir binayı yenilemiş olmaz. Birbirleriyle bir bağ kurar. O okulda okuyan çocuklar, yıllar sonra o duvarlara baktıklarında kendileri için emek veren insanları hatırlar. Bir mahallede birlikte ağaç diken çocuklar, büyüdüklerinde o ağaçların gölgesinde kendi çocuklarını büyütür.

İmece, işte bu yüzden geçmişten geleceğe uzanan bir mirastır.

Bence çocuklarımıza yeniden imeceyi öğretmeliyiz. Ancak bunu yalnızca anlatmakla yetinmemeliyiz. Onları da bu dayanışmanın bir parçası yapmalıyız. Birlikte bir ağaç dikmenin, bir okulun duvarını boyamanın, bir köyün eksiklerini gidermenin ne demek olduğunu yaşatmalıyız.

Çünkü millet olmanın anlamı, yalnızca aynı bayrağın altında yaşamaktan ibaret değildir. Birbirinin derdini anlayabilmek, ortak değerleri korumak ve gelecek nesillere daha güzel bir memleket bırakmak için elini taşın altına koyabilmektir.

Belki de bir milletin en güzel fotoğrafı budur:

Bir Anadolu köyünde, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir araya gelen insanlar… Birinin elinde boya kovası, diğerinin elinde fırça. Bir başkası harç karıştırıyor. Çocuklar merakla onları izliyor. Bir köşede çay demleniyor. Günün sonunda okulun duvarları bembeyaz oluyor.

O duvarlarda yalnızca kireç ve boya yok. O duvarlarda insanların alın teri, dayanışması, komşuluğu ve memleket sevgisi var.

Ve belki de o okulun önünden geçen bir çocuk, yıllar sonra kendi çocuklarına şöyle diyecek:

“Bu okulu bizim köyümüz birlikte yaptı.”

İşte benim Cumhuriyet’ten ve millet olmaktan anladığım değerlerden biri de budur.

Bir milletin yalnızca kendisine sunulan imkânlarla yetinmemesi, yaşadığı yeri daha güzel hâle getirmek için kendi emeğini de ortaya koymasıdır. Bir köyün, bir mahallenin, bir sokağın eksiklerini birlikte gidermesidir.

İmece, geçmişin güzel bir hatırası olarak sandıklarda saklanacak bir gelenek değildir. Bugünün Türkiye’sinde yeniden hayat bulması gereken bir toplumsal bilinçtir.

Çünkü Cumhuriyet yalnızca bizden önceki nesillerin kurduğu bir eser değil, bizim de korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmakla sorumlu olduğumuz ortak mirasımızdır.

Bir millet, birlikte yaşadığı toprakları birlikte güzelleştirdiğinde; ortak sorunlarına birlikte çözüm aradığında ve ortak geleceği için birlikte emek verdiğinde millet olmanın anlamını gerçek hayatta bulur.

Bazen bir memleketi güzelleştirmek için büyük sözlere gerek yoktur.

Bir kova kireç, bir fırça, biraz harç ve aynı amaç etrafında birleşmiş birkaç yürek yeter.

İmece, bir milletin kendi elleriyle kendisine bıraktığı en güzel mirastır.



Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!